Kurumsal Hayata Elveda Gerçek Hayata Merhaba!

Kurumsal Hayata Elveda, Gerçek Hayata Merhaba! Evet, sonunda uzun yıllardır devam ettirdiğim Kurumsal yaşamıma bir süre önce veda ettim. Beyaz yakalı gömleğimi çıkardım ve artık eski ben olma yolunda Cerenle birlikte hayata tekrar dönüş projemizi gerçekleştirmek için yola koyulduk.

Aslında yazıya o kadar çok farklı şekilde başladım ki; en vurucu hangisi olur? en iyi anlatım için nereden başlamak gerekir? vs vs. Ben en iyisi her zaman yaptığım gibi konuşur gibi anlatayım hikayemi size…

Bu Kurumsal hayat, beyaz yakalı olmak aslında çağımızın en büyük zehri olarak zaman içerisinde hepimize enjekte edildi. Yüksek ve tabiki garanti maaş, Süslü ofisler, şık takım elbiseler, iş yemekleri, davetler, kurumsal organizasyonlar derken daha okul yıllarından bunlara ulaşmak için manyak olmuş yarış atları gibi koşturduk hep. Ben de bunlardan biriyim. Hani derler ya her insan çift yaratılırmış diye, bence o çift karakterli bir yaratılış, yani bir yanın aksiyon ister, diğer yanın mantık diye diretir durur.

Sen mutlu olduğunu sanırsın, yıllar geçer keşke deyip arkana bakar kalırsın. İşte maalesef Türkiye’deki çalışma şartları ve çalışan profilinin %80’ini en iyi anlatan yapı bu;

Kurumsal Mutluluk

İşte benim hayatım da hep bu ikilemde geçti. Anne Baba sabit ve garanti gelirli memur olunca, tüm aile Üniversite mezunu olunca siz de farklı bir profil çizemiyorsunuz haliyle. Bir yanım hep “ne okulu olum hayat çok kısa yaşamaya değer, kurtul bu kalıplardan” derken, diğer yanım “ya patlarsan” dedi durdu yıllarca. Bunlarla savaşırken ilk yanım sayesinde üniversiteyi 7-8 senede bitirdim, diğer yanım sayesinde de bitirdiğim gibi mülakatına girmeyi başarabildiğim tüm iş yerlerinden kabul gördüm, Türkiye’de büyük başarı sayılacak Banka Müfettişliği gibi babayiğit sınavların hepsini kazandım, mülakatlarını geçtim. Ortada dandik denilebilecek bir transkript ama sosyal anlamda her ortamda kabul gören bir bakış açısı vardı.

Bir yerden başlamak Lazım!

Toplumun bakış açısıyla “Aptal” değildim ya! herkes gibi bunlardan birini seçip Türkiye’nin ve dünyanın en gözde firmalarından birine bitirdiğim bölüm bazında Finans ve Muhasebe departmanına giriş yaptım. Yetti mi yetmedi, rahatım yerindeydi ama bana aksiyon lazımdı, 2 yıl sonra Kurumsal İletişim’e zıpladım. İşte Melih’e dünyanın kapıları burada açılmıştı. Geçen yıllar içerisinde birçok insanın hayalini kuracağı dünyanın her yerinde 5 yıldızlı lüks otellerde kaldım, televizyonlardan izlediğimiz büyük işlerin bazılarını ben kurguladım, bazılarında da planlama ve operasyon süreçlerinde bulundum. Ortalama 25 ülke gezdim, ünlüsü, zengini harika insanlarla tanıştım.

Maaş mı? Türkiye şartlarına göre gelirim yüksek denebilecek bir profildeydi. Yetti mi? Bu zamana kadar aldığı maaş kime yetmiş ki? bizim almamız gereken daha çok şey vardı. ev, araba, daha iyi ev, daha iyi araba vs vs…

Tabi bu kadar harika şeylerin yanında dışı seni içi beni yakar denecek o kadar çok olay da var ki; Günübirlik bir toplantı için toplamda 10 saat yolculuk macerasına mal olan Paris’e gitmek gibi, henüz yaşadığın Jetlag’i atlatmamışken 13 saatlik uçuş olan yolculuktan 24 saat sonra geri dönmek, gittiğin yerde 2 şey fazla göreyim diye istirahatinden fedakarlık edip uykusuz yorgun kalmak gibi, kaldığın 5 yıldızlı otele sabah 4’te toplantıdan gelip 7 de duş alıp tekrar çıkmak gibi, hadi daha örnek yazmakla bitmez son olarak 🙂 EURO2016 final maçının ikinci devresini ve kupa törenini tribünde izlemek yerine FanZone’da ertesi günü planlamak ve mail yazmak gibi…

Sonra sonra baktım ki kendime, ben aslında bu değilim. Kalıplara yerleşip o çerçevede hayatını sürdürmek değil uçaktan atlamak, Bungee jumping yapmak, Motosikletimle dünyayı gezmek, eşime ve ileride çocuklarıma daha çok vakit ayırıp daha eğlenceli bir hayat sürmek istiyorum.

Benden bu kadar, Gidiyorum Arkadaş!

Son yıllarda özellikle bizim gibi İstanbul’da kurulu kurumsal hayatlara veda edip “Ben egeye yerleşip bir kafe/bar açacağım arkadaş” diyeni çok görmüşsünüzdür. Açanı da oldu, batanı da oldu. Ama sadece öğlen arasında konuşup 1 saat sonra gerçek hayata dönüp çek saymaya, mail yazmaya devam edeni saymakla bitmez. Biz bu sefer etmedik! İstifa ettik!

Biz Ege çocuğuyduk zaten, bu topraklarda büyüyüp İstanbul’a altın bulmaya gitmiştik. Bulduk altını! döndük memlekete, İzmir’e. 5 ay geçti, mutlu muyuz? Adeta yeniden doğmuş gibiyiz Cerenle. Hayatımızı geri kazanmış gibi hissediyoruz. Artık kendimize daha çok vakit ayırıyoruz, bu sırada ara verdiğimiz gezmelere ve blogumuza tekrar başlamak için can atıyoruz. Az kaldı…

Bu Değirmen Nasıl Dönecek?

“Süpermiş hacı, iyi de akar nereden gelecek? Taş mı yiyelim?” dediğinizi duyar gibiyim. Biz de bu kararı almadan son 1 yıldır hep bu cümleyi kurduk kendimize. Bu işin sonu yok arkadaşlar. düşün düşün b.ktr işin oluyor ve cesaretiniz kırılıyor her seferinde. Bu nedenle mevcut şartlarınızdan, yaşam tarzınızdan sıyrılmak bu işin anahtarı. Yok öyle bunu bırakayım aynı gelirle yeni hayata yatay geçiş yapayım! yolunu bilen varsa bize de söylesin 🙂 Malum hayatı yeniden kurguluyorsunuz o kadar olacak artık!

“Basit Hayat, minimum ihtiyaçlar”

İşte bu işe başlamak için anahtar kelime bu 2 olgudan geçiyor. Öncelikle oturup eşinizle, sevgilinizle veya kendiniz kendinize şu soruyu sormalısınız;

“Bana hayatta kalabilmek için kaç para lazım? Ne kadar süre bu şekilde yaşayabilirim?

Bu sorunun cevabını vermeniz hayati önem taşıyor. Gerek birikiminizle, gerekse basit bir iş sayesinde bu akarı bir şekilde yaratabilirseniz artık liman çok uzak değil sizin için. Tabii ki cesaret işin anahtarı her zaman…

Bunları yazınca aklıma sık sık sosyal medyada gördüğüm şu tweet geldi;

Bu sınıfa girmemek için mutlaka ama mutlaka planınızı iyi yapmanız ve en az 1 yıl sizi maddi olarak idare edebilecek bir akar yaratmış olmanız lazım (minimum yaşam şartlarında)

Biz ne mi yaptık?

Geçtiğimiz yıl Mayıs ayı sonunda İzmir’in civarında Franchaise bir pizzacı dükkanı açtık. Hesap şuydu, bir süre borçlar ödenene kadar elimizdeki ile idare ederiz, ardından hayatta kalacak kadar parayı bir şekilde kazanırız bu işten. Aralık ayında başka bir ilçesine 2. restoranı açtık 🙂 Franchaise işlerde genelde sistem iyi işler, siz de o sistemi oturtabilirseniz, işte artık hayat sizindir o dakikadan sonra.

“Çayın Taşıyla Çayın Kuşunu Vurmak”

Birazcık maddi birikim, doğru finansman yapısı ve ödeme planı (Bu kadar okumak, yıllarca kurumsal hayatta bulunmanın da bir faydası olsun artık değil mi ama?) ve bir de yanınızda iyi bir eşiniz ve size destek olacak, sizinle yürüyecek dostlarınız varsa yukarıda yazdığım şeyi yapmak gerçekten atla deve değil.

Hey şey Toz Pembe Değil Tabii ki;

Bu süreç yazması kolay yaşaması bin kat zor bir süreç bunu unutmamak lazım. Geçiş sürecinde çok geceler saatlerce uykusuz kalıp telekonferanslar yaptık, lirası lirasına ince hesaplar yapıp ödeme günlerimizi şekillendirdik, günleri geldiğinde borcumuz olan çekleri ödeyeceğiz diye cebimizdeki son kuruşa kadar para denkleştirdik.

Hayatımda bana en dokunan şey ne oldu biliyor musunuz?

Bir gün yine çok yüklü bir çek ödememiz vardı ve paramız hatırı sayılır oranda (yaklaşık 30k) eksikti. Eski hayatımın bana sağladığı ve bu iş nedeniyle o dönem birçoğu dolu olan yüksek limitli kredi kartlarımdan, ben ve ortağım elimizde bir avuç kredi kartıyla bankamatiklerden “onda ne kalmış, bunda 1.5k var iyi hadi diyerek” tek tek para çekip o çeki ödemiştik. Dar gelirli vatandaşın birçok zaman yaşadığı bu durumu hayatımda hiç yaşamamıştım. Parasızlık zor iş arkadaşlar. O gün “acaba” dediğim ender anlardan olmuştu. Bu zorluklara mutlaka hazırlıklı olmalısınız.

Anne, Baba ve Eş Faktörü

Yukarıda yazdıklarım aslında ilk etapta cesaret ve kararlılıkla başlayan bir yolculuk. Tabi bu cesaret size yetmeyecektir. Ailenin, arkadaşların ve en önemlisi varsa eşinizin desteği bu yola çıkarken en önemli etmenler.

“Olum sen kafayı mı yedin? Bu piyasada, Türkiye şartlarında…”

İle başlayan, cesaretinizi kıracak ardı arkası kesilmeyen onlarca cümleden bazıları. Bu cümleyi kuranların birçoğu da mevcut kurumsal hayatından nefret eden ama güvenli sularını terk edemeyen insanlardır, bakın göreceksiniz. İşte bu aşamada bir süre sonra bu telkinleri duymazdan gelmeye başlıyorsunuz ve artık o insanları ikna etmeye uğraşmıyorsunuz. Eşiniz ve aileniz bu macera için yeterli olacaktır.

Hadi artık toparlayalım;

  1. Önce gerçekten mevcut hayatından sıkıldığına ve ben bu değilim! dediğine emin ol
  2. Ben aslında ne istiyorum? sorusunun cevabını bul.
  3. Seni 1 yıl minimum şartlarda idare edecek maddi bir akar yarat.
  4. Hayatın tadını çıkar!

Bu kadar felsefe yeter artık biz nerede, ne mi yapıyoruz?

Biz artık İstanbul’daki gibi trafik, inşaat gürültüleri yerine İzmir’e 20dk mesafede bahçeli müstakil evlerin arasında kuş sesleriyle uyanıyoruz.

İstanbul’da Halkalı’dan Florya’ya gittiğimiz sürede Alaçatı’ya dondurma yemeye, bir kahve içmeye gidebiliyoruz.

Trafik patlaması nedeniyle unuttuğumuz İstanbul boğazını seyredememek yerine Karaburun’a dalışa, Güzelbahçe’ye gün batımında rakı balık yapmaya gidip İstanbul’un yarı hesabına masadan kalkabiliyoruz.

İzmir’de yaşadığımız eski yıllarda olduğu gibi motorumuza binip özgürce dolaşıyoruz.

Saat yine 2 oldu sabah nasıl kalkacağız diye düşünmeden aç bir film daha izleyelim diyebiliyoruz. 🙂 Saat mevhumu olmadan yatıyoruz, gün kavramı olmadan istediğimiz zaman istediğimiz şeyi yapıyoruz.

Mekanlarda 1 saat sıra bekleyip zorla yaptığımız Pazar kahvaltılarını hafta içi keyifle yapıyoruz. AVM otoparklarında -3. kata araba park etmiyoruz.

Her şeyden önemlisi yeni hayatımızın en önemlisi, kızımızı bu yaz sağlıkla kucağımıza almayı bekliyoruz. İşte o zaman bizim için Dünya daha da Büyük olacak!

Herkesin hayal ettiği hayatı yaşaması dileklerimle…

Melih BİLDİREN

 

NOT: Yazının daha da uzamaması için bazı bölümleri hızlı ve sade geçmeye çalıştım. Detay merak eden olursa bana her yerden ulaşabilir 🙂

Bizi sosyal medyadan takip edebilirsiniz:

https://www.facebook.com/dunyabuyuk

https://instagram.com/dunyabuyuk/

https://twitter.com/dunyabuyukcom

Snapchat: dunyabuyuk.com

Hakkında Melih

Melih
Çanakkale’de doğmuş, hayatının 20 yılını İzmir’de geçirmiş, İstanbul’da yaşayan, D.E.U. İşletme Fakültesi Mezunu, Pazarlama İletişimi neferi, Havacılık tutkunu, Motosiklet aşığı, Pozitif, Gülmeyi ve konuşmayı seven, Ceren’in eşi,

Bunu okudunuz mu?

Bisikletle Çağdaş Yaşam

Daha önceleri hep okuduğum ve duyduğum şehirlerdeki kiralık bisiklet ünitelerini ilk kez Londra gezisi yaptığımda canlı canlı görmüştüm. …

Dünyanın En Yüksek 10 Binası

Yüksek binalar her zaman şehirler için övünç kaynağı yapılar olmuştur. İnsanın doğasındaki “hep daha fazlasını …

One comment

  1. Hayaller ..hic bitmesin… keske mekanin birkac fotografida olsaydi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir