Berlin, Sıradışı Bir Alman

İş seyahatlerim dolayısıyla defalarca bulunduğum, Almanya’nın hiç de klasik bir Alman şehrine benzemeyen başkenti Berlin’den bugün sizlerle bir dilim de olsa tadacağız.

İkinci dünya savaşının ardından çok ciddi bölünmeler yaşayan Berlin, 1989 yılında duvarın yıkılması ve 3 Ekim 1990 tarihinde Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesiyle bugünkü halini almıştır.

Münih, Stuttgart, Hamburg , Bremen, Frankfurt, Düsseldorf ve Köln gibi klasik Alman mimarisinin fazlasıyla hissedildiği şehirlerin aksine, Berlin’in size bir Londra, Paris , New York atmosferi yaşatacağı kesin.

Hergün düzenli olarak hareket eden Thy,Pegasus,Onur Air ve Air Berlin’in uçuslarıyla yaklaşık 3 saatte Berlin’e ulaşabilir, sonrasında da bu muazzam şehrin havasını teneffüs edebilirsiniz.

İstanbul’dan kalkan uçaklar Berlin’de bulunan Tegel ve Schönefeld havalimanlarına iniş yapıyorlar.Her iki havalimanını da Berlin’e yakışmasa da yeni yapılan Brandenburg havalimanının bu yıl içinde faaliyete geçeceğini belirtelim.

Berlin havalimanlarının birine iniş yaptınız, gerekli gümrük kontrollerinin ardından bavulunuzu alıp, havalimanının kapısından dışarı çıktınız. Sağa baktınız, sola baktınız, peki şimdi ne yapacaksınız ?

Tegel Havalimanının hemen önünden kalkan TXL otobüsüne binerek yaklaşık 30 dakika içinde Berlin merkeze varabilirsiniz. Schönefeld Havalimanı için ise kısa bir tren yolculuğu sizi Berlin merkeze getirecektir.

Berlin 1

Peki bu güzel Berlin’de nerede kalacağız ?

Genellikle ben Kudamm, Charlottenburg bölgesini tercih ediyorum. Bu bölge, Kürfürstendamm caddesi üzerinde kurulmuş, Istanbul’daki Bağdat Caddesi’ne çok benzeyen bir lokasyon. Mağazaları, restoran, cafeleri ve  modernliğiyle büyülerken, çağdaş ve tarihi binalarıyla da Almanya’nın siyasal ve finansal gücünü ve sizlere hissettiriyor.

Otel tavsiyesine gelince, iki tane otel öneriyorum sizlere.

Hotel Atlanta Am Kürfürstendam – Kürfürstendamm caddesine 20 metre mesafede olan bu otel, eski bir apartman binasının birinci katında bulunan bir aile işletmesi. Son derece temiz ve sevimli bir otel. Bulunduğu konum açısından değerlendirildiğinde Berlin’in en iyilerinden biri olarak nitelenedirebilirim. Ancak bir problemi var, o da otopark. Uzun uzun dakikalar harcayarak park yeri aradığım günleri unutmak mümkün değil 🙂 Fiyat seviyesi olarak da gecelik 60 € civarındadır.

İkinci alternatif olarak sunacağım otel ise, Hampton by Hilton. İsminden de anlaşılacağı üzere, gerek hizmet kalıtesi gerekse de standartları açısından son derece başarılı bir otel. Yürüyerek Kürfürstendamm caddesine sadece 5 dakika uzaklıkta bulunan bu otel  için söyleyecek fazla birşey yok zaten. Harika bir kahvaltı, otelin hemen altında bulunan otopark ve iyi hizmet. Gecelik olarak yaklaşık 110 € – 120 € civarında. Değer mi ? Kesinlikle değer 🙂

Bunların dışında Berlin’in ulaşım ağı son derece başarılı ve oturmuş. Hemen hemen her adım başı görebileceğiniz U-Bahn ve S-Bahn istasyonlarıyla istediğiniz yere kısa sürede ulaşmanız mümkün. Berlin’de taksi fiyatları da Almanya’nın diğer şehirlerine göre makul. Zaten taksicilerin de çoğu Türk.

Uçaktan indik, otelimize yerleştik, tabi bu süre zarfında karnımız acıktı.Peki ne yemeliyiz biz Berlinde ?

Öğlen yemeği için ufak bir Panini sandviç veya her köşe başında bulacağınız Türk kebapçılarından 5-6 € karşılığında alabileceğiz döner ekmek – ayran kombinasyonuyla öğlen saatlerini geçirebilirsiniz. Ancak Berlin’in bir tane Türk kebapçısı var ki , hepsinden farklı. Namı tüm Almanya’yı sarmış. O küçücük kebap kulübesinin önünde onlarca insan var dakika, her saat. Kebap yemek istediğinizde en az 30 dakika bekleyeceğinizi garanti ediyorum. Mustafa Gemüse Kebap – Berlin Mehringdamm caddesi üzerinde bulunan ufak bir kebap kulübesi. Lavaş ekmeğinin arasına döner, bir çok muhtelif sebze ve sos ilave ederek, müşterilerine servis yapıyor. Japon, Alman, Türk, Amerikan herkes burada. Herkes bu kuyrukda Mustafa’nın sebzeli kebabını tatmak için sırada …

Akşam yemeği için ise,aslında çok da fazla bir damak tadı seçeneği yok Almanya’da. Takdir edersiniz ki Kuzey Avrupa mutfağı daha çok et, patates, salata ve bira üzerine kurulu. O zaman bizim adresimiz de belli. Block House veya Maredo zincir ‘steak house’lerindan birini seçiyoruz. Medium Well Done pişmiş kıvamdaki hafif kanlı etimize, o leziz Alman patatesi ve birasını arkadaş olarak tayin ediyoruz. Tabi buna alternatifler de her zaman mevcut. Berlin – Oranienburger Mitte bölgesinde bulunan Amrit isimli şahane bir Hint Restoranı. Lokasyon itibariyle Kudamm bölgesinden bile daha merkezi bir yerde bulunan Friedrichstrasse’ye sadece 4-5 dakikalık bir yürüme mesafesinde bulunan bu restoran, Berlin’in en canlı bölgelerinden birinde bulunmaktadır. Özellikle yaz aylarında dışarı çıkartılan masaları, leziz Hint yemekleri ve fiyat kalite dengesi unsuruyla Berlin’in tercih edilmesi gereken restoranlarından biri.

Berlin 2

Tabiki Almanya denildiği zaman akla gelen ilk şeylerden biri olan çikolata ve tatlıları da unutmuyorum. Berlin’de bir çok yerde bulabilieceğiniz çikolata ve tatlı butikleri var ama bir tanesi var ki çikolata ve pastayı bir sanata dönüştürmüş, Fassbender & Rausch. Berlin GendermerieMarkt bölgesinden bulunan bu tatlı sarayının alt katı çikolata butiği, üst katı ise pasta salonu. Birbirinden güzel pastaların arasında kaybolurken, arkadan çalan Mozart’ın yanında damağınıza temas eden Earl Grey çay ile, Fassbender & Rausch’de geçireceğiniz anlar gerçekten sizin için unutulmaz bir lezzet ve gusto festivaline dönüşebilir.

berlin 3

Birbirinden leziz yemeklerimizi de yedikten sonra, sıra geldi tabi ki de Berlin’in gezilip görülmesi gereken yerlerine. İlk olarak Almanya’nın da simgesi haline gelen Brandenburg Kapısını görmek gerek. Unter den Linden caddesinin sonuna doğru büyükelçilikleri de geri de bırakır bırakmaz o koca ihtişamıyla bize kucak açan bir yapıt çıkacak karşımıza ; Tor Brandenburger. Araç trafiğine kapalı bir meydan da bulunan Brandenburg kapısının etrafında bir çok hediyelik eşya ve resim çektirebileceğiniz tarihi karakter mevcut. Almanya’nın önemli gün ve haftalarında da gösteri, konser , eylemler de bu meydanda gerçekleştiriliyor.

Berlin 4

Brandenburger Tor’dan sonraki durağımız ise şehrin tam ortasında bulunan devasal orman : Tiergarten. Berlin şehrinin en merkezi noktasında kocaman bir orman bulunuyor. Özellikle sonbaharda dökülen ağaç yapraklarının üzerine basarak çıkan hışırtının vermiş olduğu o keyifle saatler boyu yürüyebileceğiniz bir alan. İçindeki kafeleri, birahaneleri , nehir uzantılarıyla, bankta oturup kitap okuyan insanlarıyla, düzenli olarak koşusunu yapanlarıyla, haftasonu çimleri üzerinde pikniğini yapan Türk aileleriyle ve insana kattığı o huzurla bambaşka bir cennettir Tiergarten, Berlin metropolünün içinde.

Şimdi ise televizyonlarda ve kitaplarda Berlin denildiği zaman ikinci olarak karşımıza çıkan yere gidiyoruz ; Berliner Dom.  Unter den Linden caddesi üzerinde Brandenburg Kapısının tam tersi istikamette biraz yürüdükten sonra, gözünüzü almaya başlar bu sanat şaheseri. Önündeki kocaman yeşil alanıyla, etrafındaki Altes Museum ve hemen arkasından geçen nehirle,  bu güzel resmi fotoraflar zaten hafızanız.

berlin 5

Tabiki Berlin için olmazsa olmazlardan biri daha, Berlin duvarı. Tüm şehri vaktiyle ikiye bölen koca duvardan şimdi sadece kısa bir parça kalmış. Onun da üzerini, Alman gençleri dönemin siyasi olaylarını anlatan çeşitli resimlerle süslemişler.

Alışveriş konusu da Berlin için olmazsa olmazlardan biridir. Özellikle Kürfürstendamm Caddesi üzerinde bulunan Kadewe, Karstadt, Galeria Kaufhof gibi büyük alışveriş merkezlerinin de yanında, bir çok ünlü butik de Berlin’in  alışveriş trendini oluşturmaktadır. Özellikle bahar akşamları gece geç saatte elinize alacağınız bir karton bardak kahve eşliğinde bu caddede vitrinlere baka baka aheste bir şekilde yürürsünüz, yürürken de epeyce keyiflenirsiniz.

berlin 6

Gelelim çağdaş sanat konusuna.Zaten Berlin bu konuda son derece gelişmiş bir şehir. Hemen her köşede bir sanat faaliyeti var. Adres olarak da, Kürfürstendamm Caddesini kesen Fasanenstrasse isimli bir sokağımız var. Ne kadar sanat galerisi ve modern sanat ararsanız hepsi orada. Sokağın girişinde sizi karşılayan çağdaş vitrinler, hemen ara ara serpiştirilmiş dizayn butikler ve sokağın bir köşesinde bulnan Winterhaus içindeki Literaturhaus ile kültür ve sanatın vermiş olduğu tadın zirvesine çıkar, bir müddet boyunca da, bu havayı kendi içinizden kolay kolay çıkarmazsınız 🙂

Aslında daha Berlin için anlatılacak çok şey, yazılacak çok hikaye var. Ama benden şimdilik bu kadar.

Diğer yazılarımda buluşuncaya kadar sevgiyle kalın.

Cem Perdar

Hakkında Cem Perdar

Cem Perdar
– Istanbul doğumlu – Yüksek İşletmeci – İngilizce, Fransızca , Almanca konuşmaya çalışan – Uluslararası satışçı – Koyu bir Galatasaray taraftarı – Kendi çapında bir blogger

Bunu okudunuz mu?

New York Gezilecek Yerler

Dünyanın 1 numaralı metropolü New York’a gitmek birçoğumuzun hayalidir her zaman. Bunun nedeni yıllardır maruz …

Milano Gezilecek Yerler

Geçtiğimiz Mayıs ayında Cerenle birlikte kısa da olsa bir Milano gezisi yaptık. Bundan önce de …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.